KEREM GİBİ


turklere biz savas actik kacaznuni225

“Bu yazı; Ermeni Meselesi’ndeki gerçekleri bıkıp usanmadan Türk 
Halkı'na anlatmaya çalışan Sayın Ruhat Mengi’ye ithaf edilmiştir.”

Kerametleri kendilerinden menkul bilim adamları (!) toplanmış, ne yazdığını bir türlü anlayamadığım bir yazarı da almışlar aralarına.
Gayet bilimsel (!) bir çabayla ispatlayıvermişler gönüllerindeki aşkı.
Ve sonucu ilan etmişler dünyaya…
“Ermenileri soykırıma uğrattı Türkler.”
“Hem de milyonla çarparak bir buçuğunu…”

Postulat haline getirilmeye çalışılan bu ahlak dışı teranenin her yanı yalan. Eğer gerçekten kuyruklu yalan denen bir eylem varsa, işte o burada…
Şu utanmazlığa bakın!
Koca bir ulusun geçmişiyle oynayıp geleceğini karartma çabasındalar.
Bu kadar büyük cesaret gösterisi hangi bedel karşılığında sağlanabilir ki? Yazarcığın Nobel alabilme çabasını ve bu yolda "Vatanına iftira atması gerektiğine inanmasını" anlayamasam da anladım diyeyim. Peki ya diğerleri? Bilim adamı unvanını boyunlarına takan diğerleri?..

Bilim denen şeyin temeli; şüphe, araştırma ve ispata dayanır.
Akademisyen olsun, olmasın bu kıstasları yerine getirenler bilimin gereğini uygulayan insanlar, bilim adamlarıdır.
Ülkemizdeki bilim adamı kavramının sorgulanma zamanı gelmedi mi hâlâ?
Bilim bu kadar ucuz kavramsa içleri sızlamaz mı gerçek bilginlerin.
Başkalarına ait eserlerin üstüne çöreklenen, bilim adını bırakın, bilimsizlik adına dahi hiçbir şey üretmeyen bazı tiplerin, insanımıza yalan yanlış eğitim vermeleri karşısında neden sessiz kalmak zorunda herkes?
Onları sırtlarımızda taşıtma yöntemi daha ne kadar sürdürülecek?
Onlar ki bir Ermeni Masalı'nı kendilerince süsleyip, koskoca bir ulusu ahlaksız iftiralarla mahkûm ettiler kalem kırarak…
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde hiç kimse davacı olmasa da ben kıyamete kadar davacıyım onlardan.
Yalnız onlardan mı? Bu iftiralar karşısında sessiz kalan herkesten.

Hayat boyu merak etmişimdir.
Neden; Aristo’nun, Sokrates’in, Adam Smith’in, David Ricardo’nun, Keynes’in okulu, bilim tarihine geçen yeni fikirleri var da bizimkilerin kendilerine ait küçük bir öğretileri dahi yok.
Neden sürekli başkasının öğretileriyle yetiştirirler bizi.
Hani nerede o dillerinden düşmeyen, "Ekol" sözünün okullaşmış gerçeği…
Eğer bu gerçeğe biraz dikkat etselerdi, bugün bilim çatılarının üstüne tüneme cesareti gösterebilir miydi engizisyonist kafalar?

Sözüm şüphelenen, araştıran gerçek bilim adamlarına değil tabii ki…
Her kapıyı tutup, her musibetten yarar uman, bunun için tüm değerleri yok sayan imge adamlarına…

Anadolu’nun her yanı Ermenilerin soyunu kurutmaya çalıştığı insanların toplu mezarlarıyla dolu. Bunu görmezlikten, bunu bilmezlikten gelmek en azından soykırımcıların safında yer almakla eşdeğer.
Dikkat lütfen, en azından diyorum.
Milyonlarca soykırım kurbanına ve onların soyundan gelen milyonlara soykırımcı sıfatını yapıştırmaya çalışan çıkar avcılarına, gerçek kimliklerini sormadan söylüyorum bunları.
Görüyorum, onlar ödüllerini birer birer almaya başladı bile…
Gerçekleri söyleyenlerin beklediği ödülse gerçeklerin egemen olmasından başka bir şey değil.
Hakaret etmek de istemem kimseye.
Ama hakaret görmemeyi beklemek benim ve ulusumun da hakkı değil mi?
Küçüklüğünden beri, “Son Şahitlerle yüz yüze görüşmüş biri” olarak; gerçekleri yalanlarla örtmeye çalışanlara karşı doğruları anlatmaktır görevim. Bugün, kaç tane soykırım şahidi kaldı ki dünyada!
Doğruları anlatmak, yıllardır yaptığım gibi gerçekleri yazıya döküp izlerini bırakmak, onlara karşı görevimdir benim.
Aslında hepimizin olması gereken bir görev bu…
Bırakalım görevi, çok büyük bir çoğunluğumuz konuyla ilgilenmiyor bile.

En büyük suçluya gelince…
İnsanını örgütlemeyen, sesini gerektiği gibi çıkarmaktan kaçan hükûmetler ve sivil toplum kuruluşlarıdır en büyük suçlu...
Bırakın bu işten anlayanları, benim gibi halktan gelenlerin basit önerilerini* dahi uygulamaya koysalar, çok şey değişmiş olurdu bugün.

Herkes; tehlikeli bir oyunda gözlerini kapamış, “Kerem Gibi…” yürüyor.
O da kim derseniz; ortağının verdiği zararları görmezden gelip kafasını kumlara gömen, devekuşu benzeri bir yaratıktır Kerem. Aciz, zavallı, korkuları yüzünden hareket yeteneğini sınırlandırmış, kendisini koruyan dostlarını hemen satabilen biri... “Gören, duyan, yine de boyun eğen” anlamıyla eşdeğer yeni bir deyim.

Tembellikten mi, çekingenlikten mi, korkudan mı desem.
Ülkenin geleceğini karartırken yüzsüzler, millet sümen altı olmuş kamufle etmiş kendini…
Aynen bizim Kerem, tıpkı tüm Keremler gibi…






İlk Yayınlandığı Yerler
Yazarlar ve Ozanlar
Türk Edebiyatı
Kent Haber
Edirne P.
İlk Yayın Tarihi
23.3.2006